Suriye sorununun çözümü bilgisayar terimi ile “download” oluyor, yani sisteme yükleniyor. Şu aşamada bütün aktörler, pazarlık masası kurulmadan önce olabilecek en güçlü pozisyonlarla masaya oturabilmek için son hamlelerini yapıyorlar.
ABD, Suriye’deki asker sayısını iki katına çıkardı. Türkiye YPG’yi Fırat’ın batısından sürüyor. İsrail Suriye’deki topraklarını genişletiyor. Şam bütün dünyadan istihbaratçıların doluştuğu bir yer durumunda. Büyük güçlerin hepsi Colani ile görüşüyor ve yoklama çekiyor. Masaya oturmak için ne mi bekleniyor?
Trump’ın göreve başlaması tabi ki!
Türkiye’nin geleceğini etkileyecek temel soruların başında şu geliyor: Erdoğan yönetimi, Suriye’de sadece mezhep düzeyinde iktidarın değişmesiyle sınırlı kalan, ancak temsiliyet anlamında daha demokratik hale getirilmiş bir değişimi sağlayabilir mi?
Bir başka deyişle, Yeni Suriye, Baas yönetiminin yerine Sünni ağırlıklı olmak kaydıyla yeni bir yönetici elitin geçtiği fakat üniter milli devlet yapısını koruyan bir ülke olabilecek mi? Göründüğü kadarıyla Suriye’nin kaderini belirlemeye çalışan uluslararası güçler arasında bunu ne isteyen var ne de yapabilecek olan!
Oysa Suriye, milli devlet nitelikleri zayıflatıldığı ölçüde, emperyalizme karşı direniş yetenekleri de zayıflatılmış bir ülke olacaktır. Esad dönemi Suriye’sinin emperyalist sistemin zaten içinde, onunla uyumlu bir ülke olduğunu zannedenler, sadece ülkemizde mezhep körlüğü içinde yaşayan bazı İslamcılar… Onların dünyaya bakışlarında emperyalizm teorisi ve ekonomipolitik bakış zaten yok… Burayı geçelim.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, PKKPYD ile mücadele konusunun artık öncelikli olarak HTŞ yönetiminin iç işi olduğunu belirtti. Oysa ocak ayından itibaren Suriye’nin üzerine oynayan bütün güçler pazarlık masasında olacak ve Suriye’nin iç işleri, dış müdahaleden bütünüyle münezzeh değil. Daha önce de belirtmiştik: Yeni Suriye’nin inşa sürecinde temel sorun, son tahlilde HTŞ’nin kimin elinde kalacağıdır?
Terör örgütü HTŞ, bugüne kadar yürüttüğü silahlı mücadelenin ekonomik ve lojistik kaynakları için hep büyük güçlere yaslanmak zorundaydı. Nitekim Türkiye bugün bu örgüt üzerindeki nüfuzunu AK Parti Hükümeti’nin verdiği destek sayesinde edindi.
HTŞ bir halk hareketinin ürünü değil. Yani halka dayanma ve onun kaynaklarını seferber etme yoluyla iktidara gelmedi. Dolayısıyla Suriye’deki iktidar değişikliği de bir devrim değil. HTŞ, Rusya ve İran’ın ötelendiği koşullarda, uluslararası güçlerin üzerine oynadığı bir yapı durumunda.
ABD’de iktidar koltuğuna oturmak için gün sayan Trump, tipik bir esnaf. Bağcıyı dövme değil üzümü yeme derdinde. Başkanlığı devralıp da işi ciddiye bindirdiğinde sonuç alıcı hamlelere başlayacaktır. Mesela, Türkiye’nin PYD konusundaki kararlılığını anladığında masaya bazı seçenekler getirecektir.
Bu seçenekler, üzüm yemenin alternatif yollarına ilişkin olacak. Ne demek bu? Yani ABD, İsrail’in güvenliği ve Kürt devleti stratejik hedeflerine varmak için, ayrıntılara takılmadan, alternatif yolları arayacaktır. Bir Kürt devletinde ısrarcı olmayabilir. Ama yeni Suriye, düne kadar Kürt devleti kuracağı unsurların devlete eklemlendiği, görünür olmayan ama fiili bir etki faktörü olarak yeni devletin içinde işlevini yerine getirecek şekilde yeniden örgütlenebilir.
Colani yönetiminin İsrail için tehdit olmaması garanti edilir. Mezhepçi yeni Suriye, İran’a karşı konumlanır. Rusya’ya mesafeli durur. Türkiye ise bu emrivakiyi kabul etmesi karşılığında Suriye’nin yeniden imar edilmesinde ekonomik bazı avantajlara erişir. Yok, Türkiye PKKPYD’nin tümüyle tasfiyesinde ısrar eder ve direnirse Trump, Rahip Bronson olayında nasıl davrandıysa öyle davranacaktır.
Pazarlık masasında işlerin nereye varacağını belirleyecek faktörler, uluslararası güçlerin milli güç kapasiteleri tarafından belirlenecek. Asıl tehlike şurada: Türkiye bu masaya Rusya ve İran gibi Asya güçlerinin desteğini arkasına alarak oturmuyor.
Ancak ABD ve İsrail, kendi öz güçlerinin yanı sıra bütün Batı sisteminin sözcüleri olarak da o masada olacaklar. AK Parti Hükümeti çevrelerinden yapılan açıklamalar, ABD’nin gücünün abartılmaması, Türkiye’nin gücünün ise küçümsenmemesi gerektiği yönünde. Bizim kalbimiz de öyle söylüyor. Fakat yazılarımızı aklımızla yazmak zorundayız. Türkiye’yi bekleyen olası tehlikeleri küçümsemenin kimseye faydası yoktur.
Aydınlık
Yol çalışmasından dolayı uçağını kaçıran Emre Kınay İBB'ye ateş püskürdü: Böyle salaklık olabilir mi16 izlenme
2,5 milyarlık vurgunda aranan Sedat Ocakçı yurt dışına kaçma hazırlığındayken yakalandı20 izlenme
Emeklilerin 'Geçinemiyoruz' eylemine polis biber gazıyla müdahale etti22 izlenme
AKP, İstanbul adayını 7 Ocak'ta, Ankara adayını ise 15 Ocak'ta açıklayacak.18 izlenme
Kanserle savaşan Tanyeli, eski iş yerine sitem etti: İlk işleri beni sigortadan men etmek oldu17 izlenme
Kemal Kılıçdaroğlu, "Ben Bir Aleviyim ve Aynı Zamanda Samimi Bir Müslümanım."21 izlenme
Sahneye şortla çıktığı için linç edilen Mahsun Kırmızıgül'den cevap: Görüntü konser sonrası çekildi, dinleyicilerden özür dilemiştim17 izlenme
Sessiz Katil: Her 90 saniyede bir can alıyor27 izlenme
Standard & Poor's, Türkiye'nin kredi notu görünümünü "negatif"ten "durağan"a çıkardı
Özgür Erdursun'dan dikkat çeken açıklama: "Asgari ücret belli, haftaya açıklanacak"
Kartlı ödemelerde rekor artış: 1 trilyonu buldu
Darp ve hakaret davasında yargılanan Cengiz Kurtoğlu, 2 bin 660 lira adli para cezasına çarptırıldı